1 Mayıs’ın ardından…
Birleşik, kitlesel, devrimci bir sınıf hareketi için ileri!
Geçmişten bugüne 1 Mayıslar, işçi hareketinin ve toplumsal mücadelenin mevcut tablosuna ayna tutması bakımından bir tür turnusol işlevi görmüştür. Sınıflar mücadelesinde farklı düzlemlerde konumlanan güçlerin durumunu görünür kılan, hareketin ortaya çıkardığı olanakların ve önündeki engellerin adeta röntgenini sunan 1 Mayıslar, aynı zamanda takip eden dönemin sorumluluklarını da ortaya koymaktadır.
Geride bıraktığımız 2026 1 Mayıs’ını da bu çerçevede ele almak, 1 Mayıs aynasında başta sınıf hareketi olmak üzere toplumsal mücadelenin geneline dair sonuçlar çıkarmak ve bunları politik sorumluluklara bağlamak önümüzde duran bir görevdir.
1 Mayıs ve sınıf hareketi
Başta büyük kentler olmak üzere ülke genelinde gerçekleştirilen 1 Mayıs eylem ve mitingleri, önceki yıllardan belirgin biçimde farklı bir tablo sunmadı. Toplam katılım oranları kimi kentlerde ve ülke genelinde nispeten artmış olsa da işçi sınıfının damgasını vurduğu bir tablonun oluştuğunu söylemek güçtür. Dahası, İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde işçilerin katılımı, genel katılım oranlarına kıyasla sınırlı kaldı (Gebze 1 Mayıs’ı bu açıdan istisna sayılabilir). Sendika kortejleriyle alanlara çıkan işçiler ise büyük ölçüde sendikal bürokrasinin denetimi ve yönlendirmesi altındaydı.
Bu tablonun ortaya çıkmasında, sınıf hareketinin uzun süredir aşamadığı yapısal sorunların belirleyici olduğu açıktır. Örgütsüzlük, sınıf bilincindeki zayıflık ve sendika bürokrasisinin katı denetimi gibi sorunlar, asgari ücret ve ocak zamları sürecinde olduğu gibi 1 Mayıslara da yansımıştır. Bu nedenle, kapsamlı sosyal ve iktisadi yıkım politikaları karşısında biriken öfkeye rağmen edilgen kalan bir sınıf gerçekliği, 2026 1 Mayıs’ında da kendini göstermiştir.
Öte yandan, krizin kabaran faturası ve baskı politikalarına karşı tepki, 1 Mayıs alanlarında işçilerin ortak tutumlarından biri olarak öne çıktı ve ekonomik-sosyal talepler, işçi kortejlerinde belirgin bir ağırlık taşıyordu. Bu durum, önümüzdeki dönemde de bu başlıkların sınıf hareketinin temel gündemleri olmaya devam edeceğini göstermektedir.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin çağrısıyla düzenlenen ve ilerici-sol güçlerin katılımıyla gerçekleşen 1 Mayısların yanı sıra, Türk-İş ve Hak-İş konfederasyonları daha çok günü geçiştirmeye dönük mitingler düzenledi. Sendika kahyaları hamasi nutuklar attıktan sonra apar topar bitirilen ve bölgesel yapıldığı oranda “turistik gezi” havasında geçen mitingler, rutin bir çizginin devamı niteliğindeydi.
1 Mayıs ve toplumsal mücadele güçleri
Sol hareket, kadın, gençlik ve Kürt hareketinin yanı sıra kamu emekçileri ve meslek örgütleri, bu yıl da 1 Mayıs’ın temel bileşenleri olarak alanlardaki yerlerini aldılar. Özellikle İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerde katılımın önemli bir kısmı, sol hareket içinde yer alan ve toplumsal mücadele dinamiklerini barındıran geniş bir yelpazeden geldi.
Bununla birlikte, sol hareketin parçalı ve zayıf görünümü 1 Mayıs alanlarına da yansıdı. Kimi reformist partiler belirli ölçüde kitle toplasa da, genel tablo uzun süredir aşılamayan dağınıklık ve zayıflıkları bir kez daha ortaya koydu. İstanbul’da ise bu durum daha belirgin bir ayrışmaya ve pratikte parçalı bir 1 Mayıs örgütlenmesine yol açtı.
Taksim 1 Mayıs’ı üzerine
2026 1 Mayıs’ının öne çıkan başlıklarından biri de İstanbul’da yaşanan ayrışma ve buna bağlı tartışmalar oldu. Zira, siyasal mücadelenin ve sınıf hareketinin önemli merkezlerinden biri olan İstanbul’da parçalı bir 1 Mayıs süreci yaşandı.
Bu durumun arka planında, sınıf hareketinin yapısal sorunlarının yanı sıra, sol hareketin yönelimleri ve toplumsal mücadele içerisindeki genel konumlanışı yer almaktadır.
Bilindiği üzere, tescilli sendika bürokratları da dahil olmak üzere geniş bir kesim her 1 Mayıs öncesinde “Taksim 1 Mayıs alanıdır” söylemini dillendirmektedir. Buradan hareketle, İstanbul 1 Mayıslarının temel gündemlerinden biri olan Taksim tartışmaları, hemen her yıl o günün konjonktürüne bağlı olarak belirli taraflaşma ve ayrışmalara yol açmaktadır. Nitekim bu yıl da böyle olmuştur.
Hem Taksim üzerinden hamasi konuşmalar yapmasına rağmen bunun gereğini yerine getirmekten itinayla uzak duran sendikal bürokrasi açısından, hem de bileşenleri farklı dönemlerde değişse de yüzünü Taksim’e dönen güçler açısından ilk elden şunlar ifade edilebilir:
Mevcut sendikal düzen ve bürokratik işleyiş, güçlü bir sınıf basıncının ve toplumsal mücadelenin itekleyici etkisinin olmadığı koşullarda, değil Taksim iradesini ortaya koymak en sıradan sorumluluklarını dahi yerine getirmemektedir. Bu gerçeklik sayısız örnek ve deneyimle sabittir. Dolayısıyla işbirlikçi, uzlaşmacı, icazetçi anlayışların hakim olduğu sendika konfederasyonlarının Taksim söylemleri ciddiyetten ve samimiyetten yoksundur.
Bugün Türkiye’de ne sendikal düzeni zorlayan güçlü bir sınıf hareketinden ne onu ileriye itecek bir toplumsal mücadele düzeyinden ne de konjonktürel olarak adım atmaya zorlayan gelişmelerden söz etmek mümkündür. Bu durum, diğer temel gündemlerde olduğu gibi 1 Mayıs süreçlerinde de sendikal hareketin nerede ve nasıl konumlanacağı konusunda belirleyici olmaktadır.
Uzun yıllardır süregelen bu tablo, sınıf hareketi üzerinde katı bir kabuğa dönüşmüş olan sendikal düzenin içeriden güçlü bir sınıf basıncı ve mücadelesiyle parçalanıp aşılması sorununu ve bu kapsamda öne çıkan sorumlulukları da sürekli gündemde tutmaktadır. Bu bağlamda, sınıf hareketinin içerisinde her düzeyde mevzilenmek, işçi sınıfının bilinç, örgütlenme ve mücadele kapasitesini her adımda güçlendirerek özneleştirmek vb. alanlarda kat edilecek mesafeler; hem sendikal bürokrasinin işçilerin üzerindeki denetimini kırmanın (sınıf hareketinin üzerindeki kabuğu parçalamanın) hem de Taksim vb. mevzilerin kazanılabilmesinin esas halkalarını oluşturmaktadır.
***
Dünden bugüne Taksim Meydanı’nın bir mücadele mevziisi haline gelmesinde ve yasaklı dönemlerde yeniden kazanılmasında devrimci-ilerici güçlerin ortaya koyduğu çaba ve irade önemli bir rol oynamıştır. Ancak bu tür müdahalelerin ortaya çıkardığı sonuçlar, sınıf ve kitle hareketinin o günkü nesnel ve öznel dinamiklerinin gelişim düzeyinden bağımsız ele alınamaz. ‘70’lerin yükselen sınıf ve kitle hareketi ile buna paralel olarak devrimci hareketin kitleselleşmesi ve toplumsallaşması, Taksim Meydanı’nın tarihsel bir mevziye dönüşmesinin arka planını oluşturmaktadır örneğin. Aynı düzey ve kapsamda olmasa da, 2000’li yıllarda Taksim üzerindeki yasak zincirinin kırılmasında da devrimci-ilerici güçlerin ortaya koyduğu irade ve çaba önemli bir rol oynamıştır:
“1 Mayıs mücadelesinin 2005’ten itibaren daha özel bir tarzda Taksim’i kazanma mücadelesiyle birleştiğini biliyoruz. Bunda devrimci akımların, onların oluşturduğu Devrimci 1 Mayıs Platformu’nun özel bir rolü oldu. Kuşkusuz DİSK de bu konuda önemli bir rol oynadı. Ama bu konuyu gündemde tutan, bunda kararlılık gösteren, sürekli biçimde basınç uygulayan ve giderek de bunu fiili tutumlarla zorlayan devrimciler, özellikle de Devrimci 1 Mayıs Platformu’nda birleşmiş devrimciler oldu.” (Tarihten güncelliğe dünyada ve Türkiye’de 1 Mayıs – H. Fırat)
Öte yandan, günümüz koşullarında sınıf ve emekçi kitleler adına ileri politik kazanımlar elde etmenin yolu; hem sınıf hareketinin yapısal sorunlarını hem de toplumsal mücadelenin parçalı ve zayıf tablosunu bir ölçüde aşmaktan geçmektedir. Zira bu alanlarda mesafe almaksızın, mücadelede gerçek ve kalıcı mevziler yaratmak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla devrimci ve ilerici güçler, Taksim mücadelesini bu geniş kapsamlı sorumluluklar üzerinden ele alabilmelidir. Bu alanda ortaya konacak çaba, irade ve emek; sorunun yalnızca günü geldiğinde bir “alan tartışmasına” indirgenmediğinin de gerçek ölçütü olacaktır.
Özetlemek gerekirse, gelinen yerde devrimci ve ilerici güçlerin önünde Taksim iradesini sınıf ve emekçi kitlelere mal etme sorumluluğu durmaktadır. Bu sorumluluktan kaçınarak konuyu “özne-öncü” çıkış alanına hapsetmek de, sınıf hareketinin bizzat içerisinden aşılmayı bekleyen bürokratik sendikal düzeni gerekçe gösterip sınıfa ve sendikal harekete müdahalenin sorumluluklarından kopuk bir Taksim tartışması yürütmek de sonuç üretmeyecektir.
Devrimciler, ‘70’li yıllardan bugüne başta Taksim barikatları olmak üzere birçok alanda sınanmış ve bu açıdan üzerlerine düşeni fazlasıyla hayata geçirmiştir. Şimdi gerçek anlamda sınanılacak alan bağımsız, devrimci ve kitlesel bir sınıf hareketi yaratma alanıdır. Taksim başta olmak üzere sınıf mevzilerinin ve bir bütün olarak sınıf hareketinin üzerindeki baskı ve yasak zincirinin kırılıp atılmasının kapıları ancak bu yolla aralanabilir.
Birleşik, kitlesel, devrimci bir sınıf hareketi için ileri!
1 Mayıs süreci ve Taksim gündemi, devrimci-ilerici kamuoyunda sınıf hareketinin ve toplumsal mücadele güçlerinin gelişim dinamikleri üzerinden önümüzdeki dönemde farklı yönleriyle değerlendirme ve tartışmalara konu edilecektir. “İstanbul’da yaşanan ayrışmanın sınıf ve sendikal hareket üzerinde ne tür etkileri olmuştur?”, “Sol harekete yansımaları nelerdir?”, “Taksim çıkışı bir ‘kırılmaya’ mı yoksa ‘sıçramaya’ mı vesile olmuştur?” vb. soruların yanıtı, yeni dönemde sınıf mücadelesinin ve toplumsal hareketin gelişim seyri üzerinden daha açık biçimde görülecektir.
Şimdi yapılması gereken şey, 2026 1 Mayıs’ının ortaya koyduğu temel gerçekler üzerinden sınıf hareketini ve toplumsal mücadeleyi her açıdan güçlendirmeye, ileri taşımaya ve devrimcileştirmeye odaklanmaktır. Zira işçi sınıfının pranga altında tutulan politik ve sınıfsal mevzilerini yeniden kazanabilmesi, bunlara yenilerini ekleyebilmesi ve sermaye düzeninin önüne koyduğu engelleri aşabilmesi, bu alanda kat edilecek mesafeyle sıkı sıkıya bağlantılıdır.
|