Türkiye'de 1 Mayıs
  1 Mayıs İstanbul
  1 Mayıs Ankara
  1 Mayıs İzmir
  1 Mayıs Adana
  1 Mayıs Bolu
  1 Mayıs Bursa
  1 Mayıs Samsun
  1 Mayıs Sıvas
  1 Mayıs Antalya
  1 Mayıs Kayseri
  1 Mayıs Gaziantep
  1 Mayıs Antakya
  1 Mayıs Trabzon
  1 Mayıs Zonguldak
  1 Mayıs Kıbrıs
 
 Dünyada 1 Mayıs...
  Değerlendirme; Dünya'da 1 Mayıs tablosunun gösterdikleri
  1 Mayıs Almanya

  1 Mayıs Fransa

  1 Mayıs İşviçre-Holland
 
 
 
 


 

İstanbul'da 1 Mayıs...

60 bin işçi, emekçi ve genç alanlardaydı...

Sendika konfederasyonları tarafından organize edilen ve Kadıköy'de yapılan İstanbul 1 Mayıs mitingine yaklaşık 60 bin kişi katıldı.

Alana 3 ayrı koldan giriş yapıldı. Türk-İş, DEHAP, EMEP, ESP ve diğer bazı gruplar Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde toplanarak alana buradan yürüdüler. Nautilus önünde ise Devrimci 1 Mayıs Platformu, DİSK ve KESK toplandı. Hak-İş, Halkevleri, PSAKD, İşçi Partisi ve diğer bazı gruplar ise Haydarpaşa Garı yönünden alana giriş yaptılar.

Türk-İş kortejinde en geniş katılımı Belediye-İş sağladı. 1250 kişilik Belediye-İş korteji görsellik ve disiplin yönünden de dikkat çekti. Tez Koop-İş ve Deri-İş de kitlesellikleriyle göz doldurdu. Doğrudan muhatap oldukları saldırıların çapı ve önemi düşünüldüğünde, Petrol-İş ve Haber-İş gibi sendikaların katılımı beklenenin hayli altındaydı. Türk-İş'in toplam kitlesi 5 bine yakındı.

DEHAP-EMEP ve SDP, “blok” olarak açtıkları ortak pankart arkasında yürüdüler. Ortak pankartta “Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği” şiarı vardı.

DEHAP korteji mitingdeki en kitlesel katılıma sahipti. Bu kortejde 12 bini aşkın kişi vardı. Kortejde kadınların ve gençlerin yoğunluğu göze çarpıyordu. Pankart ve döviz gibi görsel malzemelerde 1 Mayıs'la ilgili değerleri sahiplenme dikkat çekerken, sloganlarda daha ziyade Abdullah Öcalan'a bağlılık, İmralı'daki tecriti protesto ve konfederasyon vurguları öne çıkıyordu. Binlerce kişinin nüfus cüzdanlarını sallayarak “kimliksiz yaşamak istemiyoruz” şiarını haykırmaları da akılda kalan tablolardan biriydi.

Yaklaşık 1500 kişiyle yürüyen EMEP'in önceki 1 Mayıs'lara göre daha zayıf bir tablosu vardı. Onun hemen arkasında yürüyen SDP ile onunla birlikte yürüyenlerin kortejinde ise toplam 350 civarında bir katılım vardı. Daha geriden gelen Tekstil-Sen, Beksav, ESP ve SGD kortejleri ise toplam olarak 1050 civarındaydı.

Nautilus önünde toplanan DİSK kortejinde işçi sayısı 3 bini aşıyordu. Önceki yıllara göre DİSK'in bir parça daha hazırlıklı katıldığı gözleniyordu. 3 bin kişinin çok önemli bir bölümü Genel-İş ve Birleşik Metal pankartları arkasındaydı. Bu kortejlerin her birinde 1000'den fazla işçi yeraldı. Kitlesellik bakımından bu iki sendikayı 250-300 kişilik kortejleriyle Lastik-İş ve Nakliyat-İş izledi.

Birleşik Metal kortejinde fabrika pankartlarının öne çıktığı görüldü. Alkom, Pancar Motor, Formpart, Polisan ve Aryıldız işçileri fabrika pankartları altında mitinge katıldılar. Fabrika pankartlarıyla katılan Birleşik Metal ve bunun yanında Lastik-İş kortejleri DİSK'in geneline göre daha coşkuluydular.

DİSK kortejlerinde “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Emeğe uzanan eller kırılsın!”, ”İşçiyiz haklıyız kazanacağız!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “İşsizliğe yoksulluğa, esnek çalışmaya, sosyal yıkımlara hayır!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Zafer direnen emekçinin olacak1”, “Katil ABD Ortadoğu'dan defol”, “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek!” gibi sloganlar atıldı.

Bu kolda yürüyen diğer konfederasyon KESK'in katılımı 2500 civarında kaldı. Kapatma davası süren ve buna karşı 6 Mayıs'ta iş bırakmaya hazırlanan Eğitim-Sen ve yanısıra SES KESK kortejinin neredeyse tamamını oluşturuyorlardı. Bu sendikaların kortejleri 1000'er kişi civarındaydı. KESK'e bağlı diğer sendikaların katılımı beklentilerin çok altında kaldı.

Bu kolda yürüyen partilerden ÖDP'nin kortejinde yaklaşık 1500 kişi vardı.

Devrimci 1 Mayıs Platformu'na bağlı kortejler de Nautilus önünde toplanmışlardı. Alana HÖC 2500, DHP ise yaklaşık 1200 kişi taşıdı. HÖC korteji içerisinde yeralan özel üniformalı “tören kıtası”nın alana girişi sırasında polisle kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Fakat kararlı tutum karşısında polis HÖC tören kıtasının alana girişine engel olamadı.

Devrimci 1 Mayıs Platformu'nun diğer bileşenlerinden Partizan 650, Alınteri 260, Halk Kültür Merkezleri 270, Proleter Devrimci Duruş 65, Özgürlük Halk Kazanacak Dergisi 32, Kaldıraç: 370 (ülke çapında merkezi olarak katıldı), Devrimci Mücadele 300, Yeni Bir Dünya için Çağrı 90 kişiyle alanda yerlerini aldılar.

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) ise mitinge 500'ü aşkın bir kitleyle katıldı. Komünistler alanda onde BDSP imzalı pankart ardından “Siyasal bir sınıf hareketi için ileri!/BDSP” , “Faşizme karşı omuz omuza!/BDSP” , “Direnen halklar kazanacak!” şiarlarinin pankartlarının yanısıra bir dizi alandaki çalışma ve kurumlaşmaların ifadesi olan işçi ve gençlik pankartlarını da açtılar. Tuzla Tersane İşçileri imzalı “Tersaneler cehennem işçiler köle kalmayacak!” , Kurtköy Sanayi İşçileri imzalı ”Köle değil işçiyiz örgütlenme hakkı istiyoruz!” Topkapı matbaa işçileri imzalı bir pankart ile Yeni Bosna-Güneşli Tekstil İşçileri imzalı “Köle değil işçiyiz sendikasız sigortasız iş güvencesiz çalışmayacağız!” , OSİM-DER imzalı “İşçiler birlik halklar kardeş olmalı!” Kıraç İşçi Derneği (Kİ-DER) imzalı “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!” , GOP-DER imzalı “ İşçileri birliği sermayeyi yenecek! “, Gülsuyu emekçileri imzalı “Yoksulluğa ve yozlaşmaya karşı yürüyoruz!” ve İstanbul Liseli Gençlik Platformu (İLGP) imzalı “Eşit parasız bilimsel demokratik anadilde eğitim!” pankartları bunlardan bazılarıydı.

Haydarpaşa yönünden gelen Hak-İş 1 Mayıs'a geçen yıllara göre daha kitlesel katıldı. Hak-İş kortejinde değişik sendika pankartları altında yaklaşık 500 işçi yürüdü. Bu koldan gelen Halkevleri 650, PSAKD ise 150 kişiyle alana girdiler. Değişik partilerin, meslek örgütlerin de yürüdüğü Haydarpaşa kolunun toplamı 2500 civarındaydı.

Kortejlerin tamamının alana girmesi uzun zaman aldı. Daha pek çok kortej yürüyüş halindeyken kürsüden program başlatıldı. Bazı işçi kortejlerinin alana girmesiyle dağılması bir oldu. Konuşmalar sürerken işçilerin bir kısmı alandan gruplar halinde ayrıldılar. Mitingde Tertip Komitesi adına Musa Çam açış konuşması yaptı. Ardından Türk-İş adına Genel Başkan Salih Kılıç, Hak-İş adına Salim Uslu, DİSK adına Süleyman Çelebi ve KESK adına Sami Evren birer konuşma yaptılar. Sami Evren dışındaki başkanlar bildik baştan savma konuşmalarını yaptılar. Sami Evren'in konuşmasında ise hem 1 Mayıs'ın anlamına, hem de işçi ve emekçilerin bugün karşı karşıya olduğu saldırı politikalarına ve emperyalist saldırganlığa ilişkin anlamlı vurgular vardı.

Konuşmaların ardından Edip Akbayram sahneye çıktı. Alandaki işçiler, emekçiler ve devrimciler Edip Akbayram'a sendika başkanlarından daha fazla ilgi gösterdiler ve seslendirdiği parçalara eşlik ettiler.

Edip Akbayram'ın sahneden ayrılmasından çok kısa bir süre sonra tertip komitesi apar topar mitingi bitirdi.

Sonuç olarak sermayenin saldırılarının yoğunlaştığı, buna karşı mücadele görevlerinin daha da ağırlaştığı ve aciliyet kazandığı koşullarda gerçekleştirilen İstanbul'daki 1 Mayıs kutlamaları, sınıfın ve emekçilerin bir mücadele kararlılığından ziyade dağınıklık ve arayış içerisinde olduğunu ortaya koydu. Alanda bazı işçi kortejleri ve Devrimci 1 Mayıs Platformu bileşenlerinin sergilediği coşku, mücadele istek ve kararlılığı toplam tabloyu değiştirmeye yetmedi. İstanbul 2005 1 Mayıs'ı sınıf ve emekçi hareketinin en temel sorununun örgüt ve önderlik sorunu olduğunu bir kez daha gösterdi. 1 Mayıs üzerinden atılan Devrimci 1 Mayıs Platformu türü adımların nitelik olarak daha geliştirilerek bu önderlik boşluğuna devrimci bir müdahalede bulunmanın kaçınılmaz bir görev olarak devrimcilerin önünde durduğunu ortaya koydu.

Öte yandan 1 Mayıs, sermayenin şovenizmi tırmandırma politikalarının hiç değilse bugün için işçi ve emekçileri etkisi altına alamadığını, değişik milliyetlerden işçi ve emekçilerin 1 Mayıs alanlarında bir araya gelmesini engelleyemediğine de tanıklık etti.

Kızıl Bayrak/İstanbul

-----------------------------------------------------------------------------------------

İstanbul 1 Mayıs'ından yansıyanlar

İstanbul'da Kadıköy Meydanı'nda gerçekleştirilen 1 Mayıs gösterisine onbinlerce kişi katıldı. Alanda, emperyalist savaşa, kapitalist sömürüye ve faşist saldırılara karşı tepki ön plana çıksa da, sınıf ve kitle hareketinin mevcut geri ve parçalı yapısı kendini yine de hissettiriyordu.

Kürsü, sendika bürokratlarının hakimiyeti altında olmasına karşın alana devrimci kortejlerden ve ileri sendikalardan yükselen mücadele isteği hakimdi. Bu durum sık sık kendisini ciddi bir gerilim biçiminde açığa da vurdu. Tertip komitesi kürsüyü alandaki devrimci politik ruh ve coşkuyu kontrol etmek ve bastırmak amacıyla kullanırken, bu çabaları devrimciler tarafından büyük ölçüde boşa çıkarıldı. Ancak yine de geçmiş deneyimleriyle derslerine iyi çalışmış olan tertip komitesi 1 Mayıs üzerindeki inisiyatifini kaybetmedi. Devrimci güçler alana girmeden program başlatılırken, en son grubun alana girmesiyle birlikte mitingin panik halinde bitirilmesi bir oldu. Bu gerici tutumlara rağmen, devrimci basınç, sendika ağalarının konuşmalarından miting programına kadar bir bütün olarak kürsü üzerinde kendisini hissettirmekteydi. Ne yazıki bu sendikal bürokrasinin hakimiyetini kıracak bir müdahaleye dönüştürülemedi.

1 Mayıs'ın içeriğini boşaltmak ve onu gerici-milliyetçi bir temele oturtmak amacıyla hazırlanan bir takım güçlerin hevesleri de kursaklarında kaldı. İP, CHP, ADD gibi parti ve çevreler oldukça güçsüz kalırken, aynı çizgide hareket eden sendikalar için de sonuç farklı değildi.

Bu arada tehlikeli liberal bir çizgi de 1 Mayıs alanında boy göstermiş, sendikal bürokrasi tarafından 1 Mayıs alanında bayraklaştırılmıştır. Birkaçı dışında DİSK'e bağlı hemen tüm sendika şube kortejlerinde taşınan dövizler ve pankartlardaki ifadeler bu liberal açılımı yansıtmaktaydı. “Ülkemi seviyorum”, “Ormanları, dağları seviyorum”, “Üretim araçlarını seviyorum”, “Eve ekmek götürmeyi seviyorum” türünden söylemler, DİSK'in rafine bir burjuva sınıf işbirlikçiliği olan “sivil toplumcu” yolda açık bir tutum belirlediğini göstermektedir. DİSK'in bu yönelimi yeni olmamakla birlikte, Çelebi'nin AB bünyesinde görev almasına paralel olarak yeni bir düzey ve hız kazandığı bir gerçektir. DİSK, 1 Mayıs'ta sivil toplumcu kimliğini ilan etmiş ve bu kimliği bir bayrak olarak yükseltmiştir. 1 Mayıs sonrasında burjuva medyadaki bir kısım yazarın DİSK'in bu tutumunu işçi sınıfının artık bir alt kültür olarak toplum içerisinde eridiğinin kanıtı olarak selamlaması da bu bakımdan oldukça anlamlıdır.

Böylelikle 1 Mayıs, gerici-milliyetçi çizgi ile birlikte liberal-sivil toplumcu burjuva sınıf işbirliği çizgisine karşı mücadelenin, dönemin en öncelikli görevlerinden biri olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Bu yılın 1 Mayıs'ına işçi katılımında son yılların 1 Mayıslar'ı ile karşılaştırıldığında belirgin bir farklılık bulunmamaktadır. Bu, sınıf hareketinin mevcut durumunun da dolaysız bir yansımasıdır. Sınıf hareketindeki durgunluk ve çaresizlik durumu, katılımdan coşkuya kadar bir dizi açıdan kendisini 1 Mayıs alanında göstermiştir. SEKA direnişinin sınıf hareketi üzerinde yarattığı olumlu etkiler, direnişin akabinde yeni çıkışlarla beslenemediğinden, büyük ölçüde dağılmış ve oluşan durgunluk 1 Mayıs'a da taşınmıştır.

Her ne kadar temel bir neden olarak sayılmasa da, “provokasyon korkusu”nun da sendikalı işçi katılımını azaltan önemli bir etken olduğu söylenebilir. Birkaç istisna dışında sendikaların 1 Mayıs hazırlığı yapmaktan özenle kaçınmaları da altı çizilmesi gereken nedenlerden biridir.

KESK'in katılımındaki zayıflamanın nedenleri, kamu emekçilerinin KESK yönetimine ilişkin güvensizlikleri ile bu sendikanın sınıf mücadelesinden giderek uzaklaşmakta olmasından ileri gelmektedir. Kamu emekçilerinin ana gövdesi bu nedenlerden dolayı 1 Mayıs alanından uzak dururken, ileri-politik kesimler de siyasal kortejleri tercih etmişlerdir. KESK'in katılımının ana ağırlığını oluşturan Eğitim-Sen'in nispeten farklı bir görüntü sergilemiş olmasının nedeni (bu sendikanın üye kitlesi bakımından da aynı oransal ağırlığa sahip olması gerçeği bir tarafa bırakılırsa), Eğitim-Sen'in kapatılması girişimleri karşısında eğitim emekçilerinin ortaya koyduğu savunma ve sahiplenme refleksidir.

Her kesimden gençlik genel olarak hemen her kortejde belli bir ağırlık oluşturmaktaydı. Bununla birlikte kendi örgütleri ve kortejleriyle eyleme katılan öğrenci gençlik grupları nispeten sınırlı kalmıştır. Bu durum devrimci gençlik hareketinin yaşadığı sorunların 1 Mayıs alanına dolaysız yansıması olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla 1 Mayıs tablosu, devrimci gençlik açısından, bu sorunlara neşter atacak devrimci müdahalenin aciliyetine bir vurgu olarak anlaşılmalıdır.

Toplam katılımın ana ağırlığını siyasal parti ve örgütler oluşturmuştur.

CHP, İP, ÖDP gibi çevreler bir yana bırakılırsa, diğer bütün siyasal örgüt kortejlerinin sınıfsal-sosyal kitle bileşimi esasta sendikasız işçiler, kent yoksulları, işsizler ve öğrenci gençlikten oluşmuştur. Bu yanıyla 1 Mayıs'a, “geleceksiz yaşama, güvencesiz çalışma” sorunu altında ezilen yığınların tepkisinin damgasını vurduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu olguya bakarak, devrimci-demokrat hareketin, özellikle 2001 kriziyle genişleyen kent yoksullarının ve işsiz kitlelerin öfke ve arayışlarından güç alarak kısmi bir toparlanma yaşadığı sonucuna varabiliriz. Bununla birlikte, bu toparlanmanın oldukça sınırlı ve kendiliğindenci bir tarzda olduğunu; kent yoksullarının özlem ve arayışlarına yanıt veren politik açılımlara dayalı sistemli bir çalışmanın ürünü olmaktan ziyade, devrimci politizasyona açık semtlerden beslenmekle sınırlı kaldığını söyleyebiliriz.

Komünistlerin kortejleri de ağırlıkla sendikasız genç işçilerden, işsizlerden ve kent yoksullarından oluşmuştur. Ancak komünistler açısından bu tablo, devrimci-demokrat hareketten farklı olarak, sistematik ve giderek taktik politik açılımlarla birleşen bir çalışma tarzının ürünüdür. Ama asıl farklılık, komünist faaliyetin merkezinde sınıf hareketinin olmasında ve semt çalışmalarını da sınıf çalışmasına bağlayan tarzdadır. Komünist sınıf çalışması, sadece sendikalı işyerlerinde değil, dahası ağırlıkla örgütsüz genç sanayi işçileri kuşağına yönelik taktik politik platformları, araç ve imkanlarıyla her geçen gün ilerlemektedir. Bundan dolayı komünistlerin korteji, genel politik bir kitleden ziyade, ağırlıkla sektör ve bölge düzeyinde özgül sınıf çalışmalarının ifadesi kurumlar ve platformlardan oluşmuş; bu bakımdan alandaki tüm politik kortejler içerisinde oldukça özgün bir yer tutmuştur. Komünistlerin üzerinde durulması gereken bir özgünlüğü daha bulunmaktadır. Bu, diğerinin tersine olumsuzdur ve faaliyet düzeyi ve emek yoğunluğu ile alana taşınan kitlenin niceliği arasındaki büyük çelişkide yansımaktadır. Komünistler 1 Mayıs'ta bir kez kendini gösteren bu sorunun nedenleri üzerinde özenle durmak, nedenlerini incelemek, açığa çıkarmak ve artık geride bırakmak zorundadırlar.

1 Mayıs'a ilişkin belirtilmesi gereken en önemli olgulardan bir diğeri ise, 1 Mayıs hazırlıklarıdır. Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında güçlü ve yaygın bir ön hazırlık süreci yaşanmıştır. Öyle ki, faşist-milliyetçi histerik kampanyanın yarattığı havayı bertaraf edecek güçte genel bir hazırlık çalışması düzeyi ortaya çıkmış, İstanbul'un genelinde 1 Mayıs atmosferi hakim hale getirilmiştir. Bu hazırlık düzeyinin gerçekleşmesinde komünistlerin erken başlatılan ve oldukça etkin biçimde sürdürülen çalışmalarının payını özellikle belirtmek durumundayız.

Son olarak 1 Mayıs, bahar döneminde belirginleşen burjuva ve küçük-burjuva reformizmiyle devrimci çizgi arasındaki kutuplaşmaya yeni bir düzey kazandırmış, bu bakımdan konumlar daha bir netlik kazanmıştır. Politik tutum, 1 Mayıs'a yaklaşım ve alandaki konumlanmaya kadar bir dizi alanda taraflar odaklaşmışlardır. Alana yansıması zayıf kalsa da, 1 Mayıs süreci bu odaklaşmanın yarattığı gerilim tarafından damgalanmıştır. Bu olgu, bahar döneminden bu yana giderek olgunlaşan devrimci güç birlikteliğinin anlam ve önemine ışık tutmaktadır. Bu birlikteliği 1 Mayıs'tan sonra da sürdürmek, sınıf ve kitle hareketinin ihtiyaçları temelinde geliştirmek ve daha da etkin hale getirmek sorumluluğu önümüzde durmaktadır.