İçindekiler:

08 Aralık 2021
Sayı: KB 2021/Özel-02

Yaklaşan baharın ayak sesleri
“Kayyım rektör istemiyoruz”
Bahçeli’nin Boğaziçi korkusu
Rejim pervasızlığını aşıda da sürdürüyor
Pandemi sürecinde komplo teorileri
“Acı reçete” yılını mücadele yılına çevirelim!
Koronayı fırsatçılığının yeni adımı asgari ücret
Direnişçiler buluştu
Şükretmek mi, mücadele mi?
“Cumhuriyet’in kazanımları” çizgisi / 1 H. Fırat
Ortadoğu’da son gelişmeler
ABD ve İsrail’in İran sendromu
Trump destekçileri Kongre’yi bastı
Arjantin’de kadın hareketinin zaferi
Pandemi yılında kadınlar
Bir devrimci işçinin ardından
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Emeğin mücadelesinin yükseleceği bir yıl için...

Direnişçiler buluştu

 

Ankara İşçi Meclisi “2021’in emeğin mücadelesinin yükseleceği bir yıl olması için” şiarıyla etkinlik gerçekleştirdi.

Madencilerin direnişinden Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun, ihraçlara karşı direnişten kamu emekçisi Mahmut Konuk ve TOMİS üyesi Sinbo direnişçisi Dilbent Türker’in konuşmacı olduğu etkinlikte, ülkede devam eden direnişlerden işçiler söz aldı. Birleşik Metal-İş üyeleri Ekmekçioğulları, Baldur, Systemair HSK işçileri, PTT, Cargill, Migros ve Bimeks işçilerinin de katıldığı etkinlikte, direnişlerin yanı sıra işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorunlar ve çözüm yolları ele alındı.

“2021 mücadelenin gelişeceği bir yıl olacak”

İlk olarak söz alan Bağımsız Maden-İş temsilcisi Başaran Aksu, madencilerin direnişindeki son sürece dair bilgi verdi. Soma madencilerinin verdiği sürenin 15 Ocak’ta dolacağına ve sürecin olumlu seyrettiğini belirtti. Ermenek’teki direnişte bir yıllık süreci aktaran Aksu, sermaye devletinin direnişi kırmak adına her yolu denediğini fakat bunda başarılı olamayacağını ifade etti.

Devamında sınıf hareketinin tablosunu ortaya koyan Aksu, “İşçi hareketinde yeni bir zemin yaratmak için Metal fırtına ve ön sürecinden başlayan yeni bir süreç var. 2021’i eylemlerin ve mücadelenin gelişeceği bir yıl olarak değerlendiriyorum” diyerek direnişler arasındaki etkileşime dikkat çekti.

“İşçiler önce kendi kurumlarına sahip çıkmalı, kendi sendikalarını yönetmelidir. Kendi kurumlarını yönetemeyen, ülkeyi de yönetemez.” diyen Aksu, AKP/sermaye iktidarının işçileri aşağılayarak ezdiğine, sömürdüğüne ve onları açlığa mahkum ettiğine değindi. “Daha bunlar ön adımlar, uzun kavgalar vereceğiz” diyen Aksu, bu dönemin önümüzdeki döneme hazırlık süreci olduğuna işaret etti.

“İşyerlerimizde, sendikalarımızda örgütlenmeliyiz”

Ardından söz alan kamu direnişçisi Mahmut Konuk, işçilerin haklarını korumasının, kazanmasının tek yolunun fiili-meşru mücadele olduğunun altını çizerek söze başladı ve kapitalizmin derinleşen krizinin başka olanak sunmadığını anlattı.

Türkiye kapitalizminin dümenindeki saray rejiminin; dört bir yanda yürüttüğü yağma ve ilhak savaşlarıyla, yandaşlarını ve kendi bekasını koruyan soygun düzeniyle, baskı ve devlet terörü eşliğinde sürdürdüğü ağır sömürü koşullarıyla 1914 öncesi Rusya’ya benzediğini belirten Konuk, bu karanlık tablodan çıkışın örgütlenmek ve mücadele etmek olduğunu vurguladı. KESK’in sokakta, mücadele süreciyle kurulduğunun altını çizen Konuk, sendikal bürokrasinin bu mücadele alanını çürüttüğünü belirtti. Konuk, işçi emekçilerin öncelikle kendi örgütlerinde sendikalarda, işyerlerinde örgütlenmesi gerektiğini belirtti.

“İşçiler ‘artık yeter’ diyor”

TOMİS üyesi Sinbo direnişçisi Dilbent Türker, 2020 yılı başından itibaren işçilerin haklarını gasp etmeye dönük saldırı politikalarının gündeme geldiğine değinerek konuşmasına başladı. Devamında pandemiyle birlikte sermaye devletinin hak gaspları için fırsatı kaçırmadığını söyleyen Türker, ücretsiz izin ve kısa çalışma ödeneği yasasının devreye sokulmasıyla hak gasplarının arttığından bahsetti. “Önlem” adı altında üretim alanlarında salgının yayıldığını söyleyen Türker, “Sinbo’da tek katlı bir tane maske verip önlem aldıklarını iddia ettiler” diyerek daha kısa sürede daha fazla iş çıkarmaya zorlandıklarının altını çizdi. Bu gibi ağır sömürü koşullarının tüm işyerlerinde, fabrikalarda yaşandığına dikkat çekti. “Şunu gördüm 2020’de” diye söze devam eden Türker, pek çok örnekle işçilerin “artık bu böyle gitmez” diyerek direnişe geçtiğini vurguladı.

“Birleşe birleşe kazanacağız”

“İşçilere hiçbir çıkar yolu olmadığı” düşüncesinin dayatıldığını ifade eden Türker, bunun sınıfa ihanet eden sendika bürokratlarından kaynaklandığına değindi ve “Biz mücadelemizle çözüm ve çıkış yolunu gösterdik” vurgusu yaptı. Ayrıca ortaya koydukları fiili-meşru direnişle kadın işçilerin neler yapabileceğini de gösterdiklerini ortaya koydu. İşçi sınıfını hedef alan saldırıları boşa düşürmek için direnişe geçtiklerini ifade eden Türker, Sinbo’da başardıklarını ve mücadelelerinin devam edeceğini belirtti. Türker, “Birleşe birleşe kazanacağız, başka yol yok” diyerek sözlerini tamamladı.

“Çorum’da işçiler sendikalaşmayı konuşuyor”

Etkinlik, Çorum’dan Ekmekçioğulları direnişçisi Abdullah Birin’in konuşmasıyla devam etti. Sendikada örgütlendiklerini ve bu anayasal haklarını yerine getirdikleri için 90 kişilik bir kıyımla karşılaştıklarını belirten Ekmekçioğulları işçisi, yasal hakları için bile direnmek zorunda olduklarının altını çizdi. “Yasalara uymaya çalışarak yaşadık ama bizim lehimize gözüken yasalar bize karşı” diyen işçi, 2021 yılında tüm işçilerin hakları için harekete geçmesi dileğini ifade etti. “İşçi her şeyini kaybetse bile onurunu kazanmış oluyor” vurgusu yapan işçi, “2021 yılının direnişlerin arttığı ve insanların haklarını aradığı bir yıl olacağı” dileğinde bulundu. Çorum’da örgütsüz işçilerin “Biz de sendikalı olmalıyız” dediğini duyduklarını belirten Birin, bunun en önemli kazanım olduğunun altını çizerek sözlerini noktaladı.

“Baldur grevi bütün işçi sınıfının grevi”

Baldur grevcisi Levent Kılıç, fabrikadaki sendikalaşma sürecinin 5 yıl öncesine dayandığını belirterek bu süreci anlattı. “Baldur grevi pandemi sürecinde ilk grev ve bütün işçilerin grevi” diyen Kılıç, patronun yasaları kendilerine karşı kullandığından bahsetti. İşçi kıyımının devam ettiğini belirten Kılıç, “Zorlu bir süreçten geçiyoruz” diyerek grevin önemli olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.

“Anayasal hakkımız ama gizli gizli örgütlendik”

Systemair HSK direnişçilerinden Funda Tıraş, fabrikayla ilgili bilgi vererek söze başladı. Pandemi koşullarında hastanelere üretim yaparak çalıştırılmaya devam ettiklerini belirten Tıraş, bu süreçte hak gasplarının ardından “Anayasal hakkımızı kullandık ama gizli gizli örgütlendik” ifadelerini kullandı. Yetki belgesinin gelmesiyle ücretsiz izin saldırısıyla karşılaştıklarını belirten Tıraş, Ankara yürüyüşüne yönelik yasağa, eylemlerine yönelik jandarma engellemelerine, fabrikadaki baskılara değindi. Ücretsiz izinin sermayeye yaradığını ifade eden Tıraş, kendilerine hiçbir olanak sunulmadığını “Sigortasız iş aramaya başladık” diye özetledi.  Ücretsiz izin dayatmasıyla karşılaşan işçilerin yaşadığı maddi sıkıntıların üzerinde duran Tıraş, bu işçilerle dayanışmanın önemini vurguladı.

“Haklarımızı alana kadar bu yoldan dönmeyeceğiz”

PTT direnişçisi Ömer Keskin, sendikalarının kuruluş sürecinden bahsetti. Pandemi sürecinde ağırlaşan çalışma koşullarının etkisiyle örgütlendiklerini ve kolayca örgütlenerek toplu sözleşme sürecine kadar geldiklerini belirten Keskin, bunun ardından işçi kıyımları ve ücretsiz izinle karşılaştıklarını aktardı. “Bu durumdan dolayı direniş kararı aldık” diyen Keskin, dayanışmayı büyütmek ve bu sorunları daha fazla kamuoyuna duyurmak için direnişlerini sürdürdüklerini ve haklarını alana kadar sürdüreceklerini belirtti.

“Haklarımız için birleştik, birleşe birleşe kazanacağız”

“13 kez gözaltına alındık, bir kere içeride yattık, yurtdışı yasaklarımız oldu, kontrollü imza kararı verildi” diyerek konuşmasına başlayan Bimeks direnişçisi, şirketin adının FETÖ ile anıldığını ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından haklarının gasp edilerek kapı önüne koyulduklarını ifade etti.

“Bizler Bimeks işçileri olarak, bütün farklılıklarımızı bir kenara bıraktık haklarımız için birleştik” diyen Bimeks direnişçisi haklarını alana kadar da mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı. Bimeks direnişçisi, “İşçiler emekçiler haklarını alana kadar bir olacaklar, mücadele edecekler” diye sözlerini noktaladı.

“Pandemide önlem alınmadan 7/24 çalıştık”

Migros direnişçisi DGD-SEN üyesi Cemil Putum, koronavirüs salgınına rağmen ağır çalışma koşullarına mahkum edildiklerini, sendikalaştıkları için ücretsiz izin saldırısıyla karşılaştıklarını belirtti.

Salgında 7/24, 1-2 maskeyle, mesafe koşullarına da dikkat edilmeden çalıştıklarını ifade eden Putum, ücretsiz izin saldırısının devam ettiğini, bu sırada işe alımların da sürdüğünü belirtti. İşçilerin mobbingle, baskıyla, tacizlerle karşılaştığına dikkat çeken Putum, 80 kişinin de koronavirüse yakalandığını hatırlattı. Dayanışma çağrısı yapan Putum, her gün 11-17 arasında eylem yapacaklarını ifade etti. Ücretsiz izin saldırısında devletin rolüne işaret eden Putum “Tamamen patronlara destek verdiler” dedi. Ücretsiz izne karşı 3 milyon için direndiklerini belirten Putum “Bir olacağız ve bu uygulamayı kaldırtacağız” dedi.

Cargill işçisinden 1000. gün eylemine çağrı

Cargill direnişçisi Fatih Gürhan, fabrika yönetiminin Türkiye’ye devredilmesiyle 4 asgari ücret seviyesindeki maaşlarının asgari ücret düzeyine düştüğüne değindi. Böylece sendikalaşma süreçlerinin başladığını belirten Gürhan, işten atma saldırısıyla karşılaştıklarını ifade etti. Tekgıda-İş’in verdiği destekle 1000 günlük direnişin başladığını söyleyen Gürhan, 11 Ocak’ta Ankara Tarım Bakanlığı önünde gerçekleştirecekleri 1000. gün eylemine çağrı yaptı.

“Sermayenin en çok korktuğu şey dayanışma”

Cargill direnişçisinin ardından etkinlik, izleyicilerden katılımcılara gelen sorularla devam etti. Sinbo direnişçisi Dilbent Türker, “Sinbo’da ücretsiz izni nasıl yasaklattınız?” direniş çadırı kurmalarının, seslerini kamuoyuna duyurmanın ve direnişle dayanışmayı örgütlemenin önemini vurguladı. “Pandemiyi fırsata çevirerek ücretsiz izni hayata geçirdiler ve bunu bir saldırı aracı olarak uyguluyorlar. Patrona bu fırsatı sunan devlet de [doğal olarak] bunu denetlemiyor.” vurguları yapan Türker, bu saldırıyı dayanışmayla boşa düşürdüklerini ifade etti. “Sermayenin en çok korktuğu şey dayanışma” diyen Türker, “Direnişin bulaşıcı olduğunu gösterdik. Onların gözüne soka soka, kararlılıkla başardık” dedi.

“İşçileri fabrikaya kapattılar sefalet ücretini online belirlediler”

TOMİS’in fabrikada örgütlenmesine karşı Sinbo kapitalistinin Türk Metal çetesini fabrikaya sokmaya çalıştığını belirten Türker, Türk-İş bürokratlarının asgari ücrete getirilen sefalet zammındaki rolüne değindi.

“İşçileri fabrikaya kapatırken onlar online görüşerek sefalet ücreti dayattılar. Türk-İş temsilcisi de bir ay sesini çıkartmadı, asgari ücret belli olunca ‘beğenmedik dedi’” diyerek sendika ağalarının ikiyüzlülüğünü teşhir etti.

“TÜSİAD, TİSK gibi sermaye örgütleri işçi sendikalarını satın aldı”

Sendikal bürokrasiye dair söz verilen Bağımsız Maden-İş temsilcisi Başaran Aksu, sermayedarlar TÜSİAD ve TİSK’in işçi sendikalarını doğrudan satın aldığına dikkat çekti. “Bu bürokratik mekanizmayla işçiler oyalanıyor, asgari ücret geçiyor, ücretsiz izin yasalaşıyor” vurgusu yapan Aksu, buna karşı birleşik bir direnç gösterilmesi gerektiğine dikkat çekti. Sendika ağalarının fahiş maaşlarla ve maaş dışında da aidat yağmalarıyla sermaye tarafından satın alındığını belirten Aksu, işçi sınıfının uzun, zor ve yoğun bir mücadele süreciyle karşı karşıya olduğunu belirterek şu vurguları yaptı:

“Patronlar ve onları koruyan devlet mekanizmaları karşısında kardeşleşmekle yükümlüyüz. Kriz emareleriyle daha kötü günler geliyor ve işçinin kimsesi yok. İşçiler hem bağımsız sendikalarda örgütlenecek ve hem sendikalarda işçi muhalefetlerinin gelişeceği bir süreç gelişecek. Bunlara destek verilmeli ve bu süreçte dayanışma yapılarını büyütmemiz lazım.”

“Sendikal mücadele direnişten uzak durduğu için geriledi”

Yüksel direnişçisi Mahmut Konuk, KESK içerisinde sendikal bürokrasiye karşı mekanizmalar oluştuğu üzerinde durarak bunların yetersiz kaldığına dikkat çekti. Direnen sınırlı sayıda KESK’linin cezaevindeyken sendikalarından ihraç edilmesi örneğini veren Konuk, sendikal bürokrasiye karşı uyanık olmak gerektiğini ifade ederek “Taban inisiyatifini her yerde açığa çıkarmak gerekiyor. Sendikal mücadele sokaktan, direnişten uzak durduğu için geriliyor” vurgusuyla sözlerini sonlandırdı.

“Biz kazanacağız”

“Arzu Çerkezoğlu benim Tüm Sağlık Sen’den arkadaşım” diyerek onun şahsında DİSK yönetimine eleştirilerde bulunan Konuk, “Asgari ücret görüşmelerinde neden örgütlü olduğunuz belediyelerde iş bırakmadınız, neden göstermelik açıklamalarla yetindiniz” sorularını sordu. “İşçi sınıfı ancak ortak çıkarları için birleşip direnerek yürüyebilir” diyen Konuk, Flormar işçilerine seslendiği şu sözlerle konuşmasını noktaladı:

“Bizleri birleştiren ürettiğimiz emektir, bizim karşımızdakileri birleştiren de bizden çaldıklarıdır. Bizden çaldıklarını geri almak için birlikte mücadele etmek ve tabandan mücadeleyi yükseltmek dışında başka yol yoktur. Biz kazanacağız!”